Blog

Seçmek, sahip olmak, olmak…

Bireyselliğe giden yol tüketimden geçmiyor arkadaşlar!

 hips

Genel kabul: Tüketimi ve kapitalizmi ayakta tutan şirketler ve reklamcılıktır.

Doğrusu: Tüketimi ve kapitalizmi ayakta tutan tüketiciler ve statü yarışlarıdır.

Beatnikler, hippiler, punk rockçılar, metal kafalar, gotik çocuklar, hipsterlar… Her biri ait oldukları dönemin yaygın kültürüne karşı bir başkaldırı, bir isyan ve protesto olarak ortaya çıkan çeşitli akımlar. Ve hepsi nihayetinde isyan ettiği şey tarafından içselleştirilip ana akıma dönüştürülen alt kültürler.

Karşıt kültürün ideolojisi, muhalifin isyanı bir zaman sonra ana akımın ekmeği haline geliyor. Üstelik bu düzen bildiğimiz zamanlardan çok daha eskiye, modern yüzyılın da ötesine uzanıyor. Popüler kültür kuşaktan kuşağa aktarılırken, karşıtı olarak gelişen alt kültürler de öğütülüp, bir sonraki dönemin popüler kültür ürünü olarak pazarlanıyor.

Belki siz de gençliğinizin bir döneminde kontrolün kimde olduğunu, tüketim açlığı oyununun nasıl işlediğini keşfettiniz. Bu düzene başkaldırıp sansürü delmeye çalıştınız. Görünen dünyanın aslında sadece –gösterilen- olduğunu anladınız ve hezimete uğradınız.

Kendinizi bulmak için kendi yolunuzu çizmeniz gerekiyordu; kendi yolunuzu çizmek için ise gerçek ve anlamlı olanı aramanız. Sizlere dayatılan popüler kültürün parçaları olan müzik, film ve televizyon dünyasına “hoşça kal” dediniz . Ve kendi yolunuzu bulmak için derine doğru kazdınız! Değişik grup ve müzikler, popüler olmayan filmler ile kültür dünyanızı değiştirip genişlettiniz.

Fakat bunca muhalifliğinize rağmen yine popüler müzikler dinlemekten, AVM’lerden tişört almaktan ve vizyondaki filmler için sinemaya gitmekten kurtulamadınız, ilginizi cezbeden popüler ürünlere meylettiniz.

Bireyselliğe giden yolu satın alabileceğinizi düşünüyorsanız, düşündüğünüz kadar zeki değilsiniz!

 

kaso

1940’lardan itibaren, yani kapitalizm; pazarlama, psikoloji ve halkla ilişkilerle evlendiğinden bu yana pazar çok daha güçlü ve geniş. Zevkiniz ve ihtiyacınız ne kadar değişken olursa olsun, satın alacak bir şey bulmanızı sağlama konusunda çok daha iyiye gidiyor.

Oradaki punk rockçıyı görüyor musunuz? Evet, bütün giysileri o satın aldı. Birileri onun isyanından faydalanarak para kazanıyor! Karşıt görüşler dahil her şeyin sistemin bir parçası olması garip bir çelişki.

Başkaldırının, ana akıma karşı yarattığı boşluk; çoğunluğun aldığından uzak durmaya çalışan “aykırı” insanların ihtiyaçlarını karşılayan, her şartta para kazanmanın yolunu bulan yatırımcılar tarafından dolduruluyor.

1990’ların sonu 2000’lerin başında, bu duruma sanatsal hareketlerle karşı çıkan birçok ‘aykırı’ iş vardı: Dövüş Kulübü, Amerikan Güzeli, Hamburger Cumhuriyeti, The Corporation vs.

Bu eserlerin yaratıcıları iyi niyetli olabilir, bunu bilemeyiz ancak eserleri kâr amacı güden ürünlere dönüştü. Tüketim karşıtı haykırışlar da hızla tüketildi.

Kapitalizm; her karşı çıkışı, piyasanın yeni bir metası haline dönüştürüp yine bize mi satacak? Bu kısır döngüden kurtulmanın bir yolu yok mu? Buraya kadar mıydı yani?

Michael Moore, Noam Chomsky, Kurt Cobain, Andy Kaufman sanat yaratırken ya da akademik prensipleri tanımlarken endişe duymuş olsalar bile ürettikleri bir kez pazara çıktı mı izleyicisini buldu ve bu izleyici onları zengin etti.

Joseph Heath ve Andrew Potter, 2004’te bu konu hakkında İsyan Satar (The rebel sell) adlı bir kitap yazmışlar.

che

Kitap, içinde tüketimin olduğu herhangi bir başkaldırı yöntemi ile  ‘sistem’e veya ‘insan’a veya ’kültür’e  öfkelenemeyeceğinizi anlatıyor. Çoğu alt kültürün oluşmasını sağlayan geleneksel düşünme şöyle gerçekleşiyor: Pazarda birbirine bağlı tüm kuruluşların, daha fazla sayıda ürünü daha fazla sayıda insana satabilmesi için herkesle uyumlu olması gerekiyor. Medya, basın bültenleri, reklam, davet gibi yollarla talepleri başkalaştırarak herkesi tek tür haline getiriyor.

Tüketim ve benzer oyunlardan kaçmak için, arkanızı dönmeli ve ana akım kültürü görmezden gelmelisiniz. O zaman engeller azalacak, makinenin öğütücüleri aksayacak, filtreler çözünecek ve dünyayı gerçekte olduğu şekliyle göreceksiniz.

En sonunda, yaratılışın yanıltıcı doğası sona erecek ve sonunda, en sonunda hepimiz gerçek/hakiki olacağız.

Heath ve Potter’a göre problemin kaynağı sistemin uyumu iplememesi. Aslında çeşitliliği seviyor; hipsterları ve müzik züppelerini seviyor ve böylelikle gelişiyor.

Sizin ve birkaç kişinin dışında kimsenin bilmediği bir müzik grubu olduğunu varsayalım. Albümleri veya kayıt sözleşmeleri yok. Sadece bir yerlere gidip çalıyorlar ve müthişler. Herkese onlardan bahsediyorsunuz ve düzgün bir hayran kitlesi oluşturuyorlar. Bir albüm yapıyorlar ve gelen para ile işlerini bırakıyorlar, daha çok müzik yapmaya başlıyorlar. Bu da onlara daha çok konser ve izleyici sağlıyor. Hemen sonra muazzam bir hayran kitlesine sahip oluyorlar ve albüm sözleşmesi imzalıyorlar, ardından bir de bakmışsınız Beyaz Show’a konuk olmuşlar…

Şimdi her şeyleri satılıyor. Ünlüler dâhil herkes onlardan haberdar. Bu yüzden onlardan nefret ediyorsunuz. Ve gruptan vazgeçip daha özgün bir şeyler aramaya başlıyorsunuz; işte tüm süreç tekrar başladı.

Sanatçıların derinlerden çıkıp ana akım olmalarını sağlayan düzenek bu. Asla durmuyor ve giderek hızlanıp daha da etkili oluyor.

kurt cobain

Kurt Cobain&Courtney Love çiftinin kızları Frances Bean Cobain

Şehir merkezinde bir çatı katında yaşamak, ikinci el satan mağazalardan giyinmek, kimsenin duymadığı bağımsız filmleri izlemek… Bunlar, ana akımın sunduklarını satın almak kadar kolay sahip olunamayan bir sosyal statü sağlıyor.

1960’larda batik tişört veya İspanyol paça pantolonun, isyankâr olmak/görünmek isteyenlere satılabileceğinin birileri tarafından keşfedilmesi ayları bulmuştu. 1990’larda ise oduncu gömleği veya Doc Martens’lerin güneydoğu eyaletlerinde yaşayanlara satılması için haftalar yeterliydi. Bugünlerde şirketler barlara ve gece kulüplerine giderek alt kültürün eğilimlerini tahmin eden insanları işe alıyor ve markalarını ‘cillop’ dükkânların raflarına taşıyor, böylelikle popüler oluyorlar.

Alt kültür, indie hayranları, yeraltı yıldızları kapitalizmin arkasındaki kuvveti ateşliyor. Onlar motor. Bu bizi -tüketiciler arasındaki rekabetin- kapitalizmin türbini olduğu noktasına getiriyor.

Yoksulluk sınırının üzerinde yaşayanlar, yeterince zengin olmadıkları için hayatta kalma jetonlarıyla ödüllendirildikleri bir şeyler yapmak için fazladan çalışmak zorundalar.

Örneğin Call Center’da çalışmak; size yemek, giyinme ve barınma sağlar. Ancak size doğrudan yaratma, gelişme veya -sürekliliği sağlamak için- yok etme imkânı vermez. Bunun yerine, bu şeyler için jetonlar satın alırsınız. Sonuç olarak elinizde çok fazla boş zaman ve birkaç artık jeton kalır.

Eski zamanlarda yaptığımız gibi kaynaklar için birbirimizle direkt rekabete girmiyoruz. Modern dünya öncesi insanlar genellikle işleriyle ve ortaya koyduklarıyla tanımlanıyordu. Sahip oldukları ya kendi elleriyle ya da başkalarının elleriyle yapılmış şeylerdi. İnsanların sahip oldukları, kullandıkları ve içinde yaşadıkları her şeyde bir ağırlık ve ruhun işin içine katılması durumu vardı.

Bugün insanlar kişiliklerini; zevklerinin ne kadar iyi, ne kadar zeki veya mütevazı olduğunu yaptıkları ironik seçimler üzerinden tanımlıyorlar. Ve bunu, her tüketici gibi “seçili” ürünlerden tercih ederek yapıyorlar.

“Stuff White People Liked”ın (Beyazların Sevdiği Şeyler) yazarı Christian Lander’ın bir röportajında belirttiği gibi; kendi kuşağınızdakilerle onlardan bir adım öne geçerek rekabet ediyorsunuz. Statünüzü, film ve müzikte daha iyi zevke, daha özgün mobilya ve giysilere sahip olarak gösteriyorsunuz.

Sahip olabileceğiniz her parçanın ya da fikir mülkiyetinin 100 milyon kopyası var, bu yüzden “benzersiz” karakterinizi, ancak nasıl tükettiğinizle ortaya koyuyorsunuz.

Film, müzik ve giysiler konusunda muhalif bir tavır ve anlaşılmaz mallara sahip olmak; orta sınıfın statü için birbirleriyle vuruşma şekli.

Her şey büyük miktarlarda ve tonla üretiliyor. Bu durumda sizi cezbeden özgünlük isteğinizi karşılamak için yapmanız gereken şey aralardan seçmek ve tüketmek. Sizin bu özgün tavrınız, seçtiğiniz parçaları ve yaratıcılarını toplu tüketim için, diplerden tepelere çıkarıyor. Siz de popüler olmuş olanı terk edip yeniden diplere, bilinmeyene doğru arayışa çıkıyorsunuz. Dejavu!

Hipsterlar; bu bağımsız, özgün, göze çarpmayan, alaycı ve zeki tüketimcilik çemberinin direkt sonucu. Ki bu durum ziyadesiyle ironik: Kültürle taban tabana zıt olmaya çalışmanın, kültürle taban tabana zıt olmak isteyecek olan bir sonraki kültür dalgasını yaratması ironik ötesi belki de. Kamyoncu şapkası ya da slap bileklikler gibi şeylere sahip olmakla ya da bir grubun hayranı olmakla elde edilen statü, popüler olduğunda kayboluyor.

Bir zamanlar ana akım olanın karanlığa gömülmesi için yeterince bekleyin. Zamanı gelince, özgünlük, ironi ve zekâ arayanlar için tekrar değerli olacak. Fakat değeri o zaman hakiki olmayacak. O şeyin, nasıl elde edildiği algısından ya da neden sahip olunduğundan fazla değeri yok.

Statü yarışı, biyolojik düzeydeki insan deneyimleri üzerine kurulu. Yoksul insanlar kaynaklarla, orta sınıf seçimleriyle, zenginler mülkiyetleriyle rekabet ediyor.

Cangılda yaşıyor, mızrak bileyleme seanslarınız arasında yiyecek topluyorsanız, statü için yetenek veya cesaretinizle rekabet edersiniz.

Maaş çeki alıyorsanız, dışarıda bir yerlerde sizin sunduğunuzu satın alan birileri vardır. Siz satıyorsunuz, onlar alıyor. Ne olmuş yani? Kira paranız için pizza dağıtıyorsanız ruhunuz tehlikede değildir. Ancak o maaş çekiyle satın aldığınız size memnuniyet getirmiyorsa; hayatınıza, özgün olmaya adanmışlık ya da statünüzü diğerlerine belirtmek dışında hiçbir şey katmıyorsa, o zaman durup düşünme vakti gelmiştir.

Geç kapitalizmin itici gücü, bireyselliğe giden yolda kendi kimliğini seçimleri üzerinden oluşturan bireylerin rekabetinde gizli. Geç kapitalizm, bize ait gibi hissettiğimiz en naif seçimlerimizi dahi sinsice keşfedip, üzerine market kuran girişken ruhlarla besleniyor. Geride ise seçimleri ile bile biricikleşemeyen küresel dünya yurttaşlarının büyük depresyonu kalıyor.

 

Author: Deniz Karabacak

Leave a Reply